19 Kasım 2012 Pazartesi


Düşe kalka

Kaç saat kaldı ölüme
Bir yalnız sokağın elinden tutup geldim
Sana biraz yalnızlık getirdim

Uzun kollu bir gece yarısıydın
uyandın uyandın yeniden doğurdun kendini
mavi mürekkeple yazmayın şiir üşüyor dedin

koruyup kolladığın kimdi
anne off annecim
bir istiridye inciyi saklıyor hala
içimde küçük güvercinler büyüyor anne

öfkeli karıncalar arapça yazının içinde geziniyorlar
bir karınca duası
defterlerin arasında kurutulmuş bir kelebek ölüsü acı

(bir kelebek ölüsüydü
belki hatırladığın)

memelerinden mor sütünden içtim
annecim seni kollarımda saklamak istedim
senden uyanmak istemedim
(unuttuğun çocuğun içinde ağlıyor olabilir-
terk ettiğin şiirler seni arıyor olabilir-)

sayılarla işgal edilmiş bir imkansızdır senin ömrün…

rengin özesmi


Unutulmuş mektuplar

‎(''artık başka bir şehirdeydim, sokaklarda saksafon ve banço çalıyordu''  Enis Batur)

Ayrılık..
Başka nasıl anlatılabilir
Bilmiyorum…

günlerden salı aylardan mayıs
Sokaklara güneş yağıyor-
Sen yoksun KIRIK kalbim

Yeri değiştirilemeyen siz de
bana benzersiniz-
anahtarı kaybolmuş bir odanın kapısındayım

Annem yok koyu kırmızı keder
ve çocukluğum YAN YANA

Unutulmuş mektuplar-
rüzgar…

acının kenarında köşesinde akşamın
bir tablonun arkasında
başka bir yol
bırak..

ANNEME beyaz atlar gerek
ben içki- yosun,
bir tekne biraz kar,
Biraz beyaz istiyorum.

Rengin Özesmi



İşkil

Dalganın merdiveninden kaydı kadın…

Ey gecenin yalnız gezginleri
Yaşadık esirgendik susacağız

Eskimiş bu yerler bu döngü bahanesiz

SANA duygunu göstereceğim
Dönüp duran kağıdı
Duvara tuttur
Duvara karışsın kadın

Kapıda bir çocuk kalır
Zamana tutunur…

Yangınlı işkilli bir gece
Taş’ a yakut’ a senin boynuna
Gecenin  yüzüne saçların…

Yeniyi eskiyi boynuna astıran
Zamanı aldatan yeminler edeceğiz…
Buzdan aynayı kızıla boya
Kan..
Kimseler görmesin dalgın zamanı gecenin
Kan…
 
Kendini gecenin içine sakla
Kendini dalganın içine sakla
Kendini bahtının içine sakla
Kan…

Rengin Özesmi


Geceye

Ey gece
Darmadağın ettiğin suretimi
Hasret çeken duvara as

Eteğimden dökülen kan geceye aksın

Kendine acılar örersin
Bir kadının deniz düşlerinden
Mahirse hüznün

Bu sonuncu soğuk mevsimin
Rüzgar dargın
Bakış gizli
Mavi uykusuz

Derininden tesellisiz siyah
Hür değil
Sökül gece

Rengin Özesmi



Kimsesiz nefes

Çekimsiz akşamlarda deliren ümitsiz kalem
O biçimsiz duman
Bakır sinilerde dağıtılan gece düşlerinden

Üşümüş bir beyaz leke ölümsüz cümlede
Yüzün hayal zaman

Şiir derin sularda çamurlu yorgunluk
Sesin ölüler aleminde bir sığıntı

Boş gözlerle baktığın kağıtta kızıl kıyamet
İllaki kum gözlerine sürgün

Ölüm sadece bir nefeslik uzaklık
Başka’ da kaybolmak

Döndün kimsesizlik boşluğuna…

Rengin Özesmi

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Ey Kadın

-Seçemedin kendini
Ve unutmak için yaşadın-
O İstanbul şehri şahaneydi
Hızlı dinamik uyarıcı-Akıyordu zamana
Camın arkasında siluetin-Unutulmak için yaşadın-Gölge gibi yaşadın

Yaralanan da gölgen
Ağlayan da-Yanan da sen

Yol (cu) luk-

Yol çok uzundu
Yağmur bir daha yağmadı
Goya tablosundan bir deli bakışı 
Dünya halleri can derdi-Ne gam
(seni düşündüm dokuz dakika)
içimde yüz kapılı koridorlar
renkler, deniz, karşı kıyılar, yelkenli
tüller, cam kenarında eşarplar
deniz duvar, kadın görüntü
gecede pembe bahar..

içimdeki masalcı ne istediğimi bilmiyor
soluğum üşüdüm sensiz

balıkçı kuşları-sarı sokak kerpiç evler
 mor tebessüm-eteğim çorabım çocukluğum
düğün alayı turuncu tablo gelinler
tarlada tütün pamuk-ben gidiyorum şiire doğru

(ben gidiyorum şiire doğru)

 tek başıma yalnızım 
salıncakta bir kadın sallanıyor 
ben değilim-o yalnız bir kadın
ayakları suyun içinde

(ipekten aslını sökerdi)

üç bin göz ayı balığı iki kuş 
deniz kıyısından yükselirlerdi 
 ben gidiyordum şiire doğru
güneşi çalan ağaç 
aynanın içinde görüntüydü 
çiçekler gölün içindeydi 

göl dalgasız- adam görüntü 
hep aynanın yüzünde -BEN ŞİİRİN YÜZÜNDEN GEÇTİM

aile kadını masaya koymuş başını 
merdivenli yollara çıkmış 
ağlasın kara çocuk gözyaşı avunmaz

 saçlarından kuşlar uçuran kadın 
birdenbire istanbul'u düşlemiş 
odasına deniz koymuş -kayık çizmiş
 rüzgar yüzlüler gelip bakmışlar 
özgür kızıllar-rüzgar ayaklı atlar 
dansçı özgür kızıllaaaaar

BALIKÇI KUŞLARI SARI SOKAK KERPİÇ EVLER 
SONRA YÜZLERİNİ DÖNDÜLER IRMAĞIN SUYUNA DÜŞTÜ BAKIŞLARI

Bendeki bozuk şiirin kayıp sözcüklerini arıyordum amansızca

rengin özesmi


                                                                      Amedeo Modigliani – Portrait of Maude Abrantes


18 Temmuz 2012 Çarşamba


Bir odun ateşi -kızıl saçlı bir kadın
kıskançlık-yıldırım gibi kötü düşünceler aklımı işgal ediyor
Bir kum saati-belli belirsiz gülümsenen
dudakların gerilişi ve-sonra-büyük yıldızlı bir gecenin
Beyaz- ana diliyle-gözlerini açar ve kapatırsın
ana diliyle-Bir çocuğun yazması-vuruş-kirpikler ile Karım
kalkık kaşları-Bir kırlangıç ​​yuvası babaannemin evi-bir çeşme
bir çeşme-bir melek balığı yuvası-umutsuz hareketler
Içme suyu-gecenin göğüsleri-gecenin gözleri üzerimizde
Bir gün -


Ölüm Kadar…
aralıksız aşıktım-karanlıkta çiçekler anlamsızdı
başka bir evdeyim-annem hiç ağlamıyordu
vurulmuş kuşlargibi üstüme düşüyordu gövden
geceyarısını bir geçe-Biliyorum geniş  bir kalbinvar,dı-
nefessiz kaldın-Ölüm-Ü- gördüm.

şimdi tabutunda kıvrılmış uyuyor desinler-sol tarafımda kan-Ve tabutlar
Ölüleri serbest bıraktılar-Sonra yeşil bir ova-Gülüyor sana desinler

DİNLE-rüzgar, bulutlar yağmur ve bütün bunlar
bir çantanın içinde saklandı
sonra çıplak ve bembeyaz ölüm geldi
balıklar sıçrayan bir nehirde yıkandın
geniş çayırları severdin-bir taraftan küçüktün-ölüm mü gördüm mü
vuruş mu-dış bozucular-lambalar hala yanıyor-anıları evlerde unuttuk

babam öldü ev yaşıyor ve yaşatıyor-ev onu hala yaşatıyor-Müze olarak "anıların evi’’-beklentilerimiz-Bu odada babam yaşadı kokusu sinmiş
koku yok olmadı-babamın silueti geziyor odalarda
ölümün bu –sanki- sıradanlığı karşısında-bazen cesaret gelir içinize
o harika yalanlar ve-DÜNYANIN sıradanlığı…RENGİN ÖZESMİ